Kıyı Kanunu Uyuşmazlıkları

Anasayfa Kıyı Kanunu Uyuşmazlıkları

Faaliyet Alanlarımız

Kıyı Kanunu Uyuşmazlıkları

(Hazinenin, Kişiler Adına Tapuya Kayıtlı Taşınmazın Tamamı Veya Bir Kısmının Kıyı Kenar Çizgisi İçinde Kaldığını İleri Sürerek Açtığı Tapu İptal, Terkin, El Atmanın Önlenmesi, Yıkım İstekli Davalar)

 

Kıyı, herkesin serbestçe kullanımına sunulmuş kamu mallarıdır. Bu nedenle, kıyılar tapu sicil hükümlerine bağlı bulunmaz. Özel kanunlarında belirtilen ayrıcalıklar dışında kullanımları özel ve tüzel kişilere tahsis edilemez, devir ve ferağ edilmesi, zamanaşımı yolu ile mülkiyetinin kazanılması, özel mülke konu olması mümkün değildir. Kıyıların kullanımı konusunda özel ve tüzel kişilerle Hazine arasında mülkiyet ve ayni haklar, konusunda uyuşmazlıklar çıkmaktadır. Bu uyuşmazlıklarda adli yargı yerinde çözümlenmektedir.

 

Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerden olduğu için, arzın asıl maliki olması, denetim ve gözetim hakkı öncelikle Hazineye ait olduğundan bu davalarda davacı Maliye Hazinesidir. Davalı, genellikle tescil mümkün değilken kıyı da kalan alanı kendi adına tescil yaptıran tapu maliki veya kıyıda kalan alanı kendi adına sahiplenip el atan, kamunun kullanımını engelleyen özel ve tüzel kişilerdir.

 

3621 Sayı Kıyı Kanunun uygulamasından dolayı: Tapu İptali ve Terkin Davası, El atmanın önlemesi davası, El atmanın önlenmesi ve yıkım davası, Tapu İptali, Terkin, El atmanın Önlenmesi, Tapu İptali Terkin, El atmanın Önlenmesi-Yıkım istemli davalar açılmaktadır. 3621 Sayılı Kıyı Kanunu hükümleri gereğince, tapuları iptal ve terkin edilen mülkiyet hakkı sahipleri adına Avrapa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yapılan başvurular sonucu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) hem kıyılar hem de ormanlarla ilgili kararlarında kadastro tespiti ya da satın alma yoluyla tapulu taşınmazları edinen kişilerin tapularının, kıyı kenar çizgisi ya da orman alanı içinde kaldığı gerekçesiyle ve herhangi bir tazminat ödenmeksizin iptal edilmesini Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 1 No’lu. Protokolün 1. maddesinin ihlali olarak nitelendirmiştir. AİHM bu kararlarında çevrenin korunmasına ilişkin kamu yararı ile bireyin mülkiyet hakkının korunması arasında makul bir dengenin bulunması gerektiğini belirterek, karşılığı ödenmeksizin mülkiyet hakkına müdahale edilemeyeceği sonucuna ulaşmıştır (Anayasa Mahkemesinin 12/5/2011 tarih ve E.2009/31, K.2011/77 sayılı kararı).

 

Mülkiyet hakkı mutlak bir hak olmayıp kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilir ve bu sınırlandırmanın ölçülü ve orantılı olması gerekir. Tazminat davalarının temyiz incelemesini yapan Yargıtay 4. Hukuk Dairesince; tazminat davaları Türk Medeni Kanunun 1007. maddesinde düzenlenmiş bulunan tapu sicilinin tutulmasından dolayı devletin sorumluluğuna dayalı maddi tazminat isteği olarak kabul edilerek, mülkiyet hakkı sahibi kişinin tapu siciline güvenerek taşınmaz edindiği, iyiniyetinin korunması gerektiği, ancak taşınmazın kamuya ait kumsalda yer alması, davacının bu yeri kullandığı gözetilerek bedelin (zararın) belirlenmesinde Borçlar Kanunun 43-44 Maddeleri gereğince indirim yapılarak tazminat miktarı belirlenmelidir şeklinde kararlar verilmekte iken 4. Hukuk Dairesi daha sonra ki tarihli kararlarında; bu davaların haksız eylem nedenine dayalı maddi tazminat davaları olduğu bu nedenle de mülkiyet hakkından yoksun kalan kişinin dava tarihindeki gerçek zararını isteyebileceğinden, taşınmazın dava tarihindeki sürüm değerinden uygun bir tutarda indirim yapılmak suretiyle zarar kapsamı belirlenerek, dava tarihinden itibaren zararın faiziyle tahsili gerektiği yönün de ki kararlarla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararlarında belirtilen ilke ve esaslar doğrultusunda kararlar verilmeye başlanmıştır.

Bize Ulaşın

Konu hakkında bilgi almak için bize haftaiçi saat 09:00-18:00 saatleri arasında aşağıdaki telefon numarasından ulaşabilir ya da mesaj gönderebilirsiniz.

+90 (212) 230 21 20